PEŞİMDEKİ DÜŞMAN
Gözlerini açtı genç adam. Yavaşça olduğu
yerden doğrularak ayağa kalktı! Bir masa vardı az ilerisinde. Masaya doğru
yürüdü. Dokundu masaya. Masa meşedendi! Masanın tam ortasında duran mektuba
ilişti zümrüt yeşili gözleri! İçi parçalanır gibi oldu! Hemen ardından yanındaki mavi kaplı kitaba
takıldı gözü.
Kitabın yanındaki mektubu aldı ve içinden
okudu! Mektubu, aldığı yere geri bıraktı. Puslu gözlerini uzun parmaklarıyla
ovuşturdu. Etrafına bakındı! Neredeydi acaba! Bunu birkaç defa sordu kendine.
Önündeki kapıya doğru yürüdü. Biraz zorladıktan sonra kapıyı açmayı başardı.
Derin bir nefes alarak dışarıya çıktı.
Yüce tanrım burası neresiydi böyle! Etrafı
ağaçlarla çevriliydi. Gürgenler, kayınlar ve daha nice ağaç türlerinin içinde
kaybolmuş bir orman hayvanından farksız hissetti kendini!
Rüya mı görüyordu acaba! Uyanmak için yüzüne
bir iki sağlam tokat attı. Ama nafile! Uykuda değildi. Yavaş adımlarla karanlık
ormanda yol almaya başladı. Derken uzaktan değişik, mide bulandırıcı sesler
gelmeye başladı. İçinde beliren o tuhaf korkuyu en son Stephen King’in
romanlarını okurken yaşamıştı.
Nereye
gittiğini bilmeden, belki de sadece sezgileriyle yol almaya devam etti. Sesler
artmaya başlamıştı. Korkuyordu,
titriyordu ve aklı bulanıktı. Tam ormanın bitimine gelmişti ki, birden önünde
iki üç gölge hızlıca belirdi ve kayboldu. Yutkundu. Ölümden beter hislerle
koşmaya başladı. Evet, az ilerdeki kasabaya doğru koşmaya başlamıştı. Dört bir
yandan dağılan garip gölgeler peşini bırakmıyordu.
Yardım edecek kimse yok muydu bu genç adama!
Ne yazık ki ortada ona yardım edecek hiç kimse görünmüyordu! Sonra gölgeler çevreledi etrafını. Artık yorulmuştu
genç adam. Müziğini yitirmiş bir Yunan tanrısı gibi karanlık bulutların altında
yere devrildi. Bu gölgelerden kaçmak imkânsızdı!
Gölgeler
etrafını siyah halkalar halinde sardı. Genç adam korkuyordu. Tanrım bunlar
cehennem zebanileri miydi yoksa gece hortlakları mı? Neydi bunlar?
Ölecekti
belki de birazdan. Hem de acıyla ve korkuyla ölecekti. En acısı buydu belki de.
Acılar ve korkular içinde ölmek!
Gölgeler,
siyah dumanlar gibi etrafını sardılar. Ve birden o siyah dumanlar tuhaf
şekillere bürünmeye başladılar! Adam
olduğu yerden kalktı ve gözlerini bir kez olsun kırpmadan gölgelere baktı. Bir
süre sonra genç adam, gölgelerin içinde beliren yansımaları görmeye başladı. “
Tanrım!” diye titrek bir kelime sıyrıldı ince parlak dudaklarından. Gölgelerin içindeki yansımalar ona geçmişini
göstermeye başlamıştı.
İçi
yanıyordu genç adamın! Yansıyan görüntüler ona geçmişini acı bir şekilde göstermeye
başlamıştı. Yıllardır bu görüntülerden kaçmaya çalışıyordu ama bunu
başaramıyordu!
Ağlamak sonsuza dek ağlamak istedi o an! Tüm
gözyaşlarını akıtmak ve bir çöl gibi kurumak istedi. Yok olmak istedi. Bir hiç
olmak, evrenin karanlık boyutlarında yok olup gitmek istedi!
Sonra
birden masadaki mektup aklına geldi.
Neden ayrılmıştı ki sanki sevdiği kadından!
Bir insan neden ayrılır sevdiği insandan! Töresel ve çevresel baskılardan dolayı mı?
Dünyaları farklı olduğu için mi ayrılır, aldatıldığından dolayı mı, başka bir sevdaya
yelken açmak istediği için mi ayrılır?
Eğer
yazgınızda ayrılık varsa, bu gerekçelerden biri sizi buluyordu ve
ayrılıyordunuz. Ayrılık da, beraber olmak gibi kaderin gizemli oyunlarından biri
değil miydi?
Gereksiz
bir şey, belki bir töre belki de bir anlık kuruntu dopdolu bir aşkı
öldürebiliyordu.
Bu böyleydi! Genç adam için ve diğer adamlar
için, genç kadın ve diğer kadınlar için
ve hatta tüm insanlık için bu böyleydi. Değişmiyordu!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder